Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba “insan” denince hatırlanıyor muyuz?
Asude Bahçe
Her birimizin ömür kasnağında tamamlaması gereken motifler vardır. Elbette bazı iğne darbeleri elimize batacak, bir miktar acı verecektir. Hayatımıza dâhil olan ya da anlamlandıramadığımız münakaşalarla hayatımızdan çıkan insanlar gibi motife dâhil olan renkler de olacak, motifteki rolü bitince dikiş kutusuna kaldırılan ipler de. Nihayetinde motifin tamamının ortaya çıktığı anı görmek hepsine değecek. Zira Yaradan her meselede illaki yarattığının hayrını gözetir. Dolayısıyla yola kimi ve neyi çıkarıyorsa bilinmelidir ki muhakkak tekâmülüne fayda sağlayacak tecrübelere hizmet edecektir. Bunu hakkıyla gönlümüze anlatabilirsek o vakit başımıza gelen her musibette, ayağımıza takılan her dikende, “Elbette, benim göremediğim Mevla’nın benim için takdir ettiği bir hikmet vardır,” düsturuna sığınabiliriz. Huşu Ağacı’nın ikinci serisi Asude Bahçe, kapısına kara kış dayanan kederli kalplere, o kalplerin içindeki portakal çiçeklerine sığınmayı fısıldamak için yazıldı. Hikâye kaldığı yerden devam ediyor.